20 Şubat 2013 Çarşamba

Mucize antioksidan: Nar




Kanser ve kalp-damar hastalıklarının arttığı son yıllarda antioksidan tüketimi büyük önem kazanmaktadır. Antioksidanlar vücutta oluşan ve oksidatif hasara neden olan serbest radikalleri yok edici özelliğe sahip maddelerdir. Serbest radikaller yok edilemeyip vücutta biriktiğinde kanser başta olmak üzere çeşitli hastalıklara veya hastalıkların ilerleyişine neden olabilmektedir.

Anioksidan içeriği ile dikkat çeken nar (Punica granatum) genellikle tropik ve subtropik yerlerde yetişen bir bitkidir. Flavonoidler, antosiyaninler (delfinidin, siyanidin, pelargonidin), karotenoidler gibi polifenolik bileşikler narın antioksidan içeriğini oluşturmaktadır. Polifenollerin tümör gelişimine karşı koruyucu antikarsenojik etkileri pek çok çalışmada gösterilmiştir.  Ayrıca iyi bir C vitamini kaynağı olan nar bağışıklık sistemini güçlendiren doğal bir koruyucudur.

Narın en önemli faydaları:

-Antiproliferatif, östrojenik, prostaglandin inhibe edici, antitümoral, antibakteriyel özellik göstremesi,

-Damar üzerindeki hasarı engelleme,
 
-Kireçlemeyi önleme,

-Normal oranda kan glikoz seviyesini koruma,

-AIDS ve iltihaplaşmaya karşı etkili oluşu,

-Yüksek tansiyonlu hastalarda tansiyonu düşürme,

-LDL oksidasyonunu önleme şeklindedir.

Kış aylarında tüketmemiz gereken en önemli meyvelerden olan nar porsiyon açısından büyük bir meyve olduğundan yarım porsiyon tüketmemiz yeterli olacaktır. Ayrıca tansiyon düşürücü etkisinden dolayı düşük tansiyon hastalarının tüketiminde dikkatli olması gerekmektedir. Son zamanlarda nar, brokoli, üzüm gibi yüksek antioksidan içeriğine sahip besinlerin kanserden korumak yerine kansere neden olduğuna dair tartışmalar basında sıklıkla yer almakta ancak bunların kanser yapıcı olması için bizim tüketebileceğimizden çok daha yüksek miktarlarda alınması gerekmektedir.Bu nedenle bu antioksidan depolarını normal sınırlarda olmak kaydıyla gönül rahatlığıyla tüketebiliriz. Sağlıkla kalın..

KAYNAKLAR
Ratlarda Periferal Kan Hücreleri Üzerine L–karnitin,Arı Sütü ve Nar Çekirdeğinin Etkileri. Kafkas Üniv Vet Fak Derg 15 (1): 63-69, 2009
Meyve ve Sebzelerde Bulunan Fenolik Bileşikler; Yapıları ve ÖnemleriGıda Teknolojileri Elektronik Dergisi Cilt:5, No: 1, 2010 (20-35) .

12 Şubat 2013 Salı

GLİSEMİK İNDEKS/GLİSEMİK YÜK NEDİR ?




Glisemik indeks basit tabirle belli bir yiyeceğin yendikten sonra kan şekerini yükseltme yüzdesidir. Bu yüzdenin belirlenmesinde glisemik indeksi 100 kabul edilen beyaz ekmek referans alınır. Besinlerin 2 saat içinde kan şekerini yükseltme değerlerinin yüzdesi ekmek baz alınarak hesaplanılır.

Yüksek glisemik indeksli besinlerle beslenme kan şekerini hızla düşürüp tekrar bir şeyler yeme isteği doğuracağından obezite, diyabet gibi hastalıklarla yakından ilişkilidir. Ayrıca besin alımı oldukça insülin salgısı uyarılır ve uzun dönemde insülin direnci gelişebilir, insülin ise yağ depolanmasını uyarıcı olduğundan, özellikle karın çevresinde, belirgin yağlanma meydana gelebilir. Besinlerin ; nişasta, posa içeriği, hızlı/yavaş yenmesi, besin olmayan ögelerin miktarı (fitatlar, tanenler) gibi pekçok faktör besinlerin glisemik indeksi üzerinde etkilidir.

0-55 düşük, 56-69 orta, 70 ve üzeri ise yüksek glisemik indeks olarak tanımlanmaktadır. Düşük glisemik indeksli  besinlerle beslenmek uzun süreli kan şekeri regülasyonu sağlayacağından besin alımının kontrol edilmesine yardımcı olur. Özellikle diyabet ve obezitenin tedavisinde elzem olan kan şekerini sabit bir seviyede tutmanın  temel yolu düşük glisemik indeksli beslenmekten geçer. Düşük glisemik indeksli besinler midede daha uzun süre kalarak tokluk sağlarken, barsakların daha hızlı çalışmasını sağlayarak sindirimi hızlandırırlar. Ayrıca düşük glisemik indeksli beslenme ile birlikte posa alımı da artacağından kan lipid seviyeleri düşer ve kalp – damar hastalıklarına karşı koruma sağlanır.

Günlük beslenmemizi düşük glisemik indeksli hale getirmenin ilk adımı tercihimizi pasalı ürünlerden yana kullanmaktır. Posa gibi sindirimden kaçan ögeler kaloriyi düşürmesinin yanı sıra ve özellikle çözünür posanın düşük glisemik indekse sahip olduğu bilinmektedir.

Son yıllarda üzerinde durulan kavramlardan biri de glisemik yüktür. Glisemik yük besinin oluşturduğu insülin ihtiyacı ve glisemik yanıtı belirler. Örneğin havuç yüksek glisemik indeksi ile sakıncalı bir besin olarak görülmesine düşük glisemik yüke (3) sahiptir. Yani miktar olarak aşırıya kaçmamak kaydıyla tüketilmesinde bir sakınca yoktur. 0-10 düşük, 11-19 orta, 20 ve üzeri yüksek glisemik yük olarak kabul edilir.

Diyette glisemik indeksi düşürebilmek adına;

-beyaz ekmek yerine tam buğday, çavdar, kepek ekmeği,
-pirinç yerine bulgur,
-meyve suyu yerine meyve,
-günlük 5 porsiyon sebze-meyve tüketin,
-besinlerin uzun süre pişirlmesi glisemik indeksi yükseltir. Makarnayı fazla haşlamadan al dente  pişirin,
-pişmiş soğumuş besinlerin glisemik indeksi düşer. Patatesi sıcak kumpir yerine salata olarak tüketin,
-rafine karbonhidratlar (şeker, beyaz ekmek, meyve suları) yerine kompleks karbonhidratları (sebze-meyveler, kurubaklagiller, yağlı tohumlar) seçin,
-haftada 2-3 kez kurubaklagil tüketin.




KAYNAK:KAN ŞEKERİNİ ETKİLEYEN BESİNLERT.C. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Beslenme ve Fiziksel Aktiviteler Daire Başkanlığı  /ŞUBAT 2008